ŞEYMA ERDOĞAN’DAN BLOG YAZISI

KOLERA GÜNLERİNDE AŞK ÜZERİNE…

MERHABA Dostlar…

Son günlerde gündemimizi epey meşgul eden koronavirüs sayesinde okumaya karar verdim bu kitabı: Kolera Günlerinde Aşk.. 
Gazeteye bakıyorum önerilerde bu kitap, instagramı dolaşıyorum, birilerinin elinde yine bu kitap.. Hmmm dedim bana bi mesaj bu.. evrenden… dedim ben bu kitabı okumalıyım… Yine de bi konusuna bakıyım hemen almıyım… Şöyle bi araştırdım, romanda geçen aşk yarım yüzyıllık bir aşk..fedakarlıklar… hiç vazgeçmeden beklemek, sevmek… baktım tamamdır dedim tam benlik… Yazarı Gabriel Garcia Marquez’in bu romanla 1982 yılında Nobel Ödülü‘nü de aldığını öğrenmemle ekstra merakım arttı. 

Sinemaya da uyarlanmış bu kitap. Fakat oldum olası filmini izlediysem kitabını okumam, kitabını okuduysam filmini seyretmem. Sevmem yani.. Birinden birini tercih eder ve orda bırakırım.  Hayır kafamda hayaller kuruyorum okurken, karakterlerin tipleri falan herşey kafamda.. ev ortam mekanlar hepsi kafamda.. sonra filmi izliyorsun hoooppp herşey tepetaklak.. “Hayır o adam esmer olmalıydı”… 

Herneyse kitabı aldım ve okudum.. 

Kişisel fikrim; güzel mi? Evet güzel.. Nobel Ödülü alacak kadar mı? Tartışılır. Tabi zevk meselesi..  

Kısaca konuyu anlatıyım: 
Florentino Ariza, romantik ve şair ruhlu bir telgraf memuru. Zengin bir tüccarın kızı olan Fermina Daza’yı gördüğü anda hayatının aşkını bulduğunu anlar ve peşpeşe yazdığı tutku dolu aşk mektuplarıyla, genç kızın yüreğinde kıpırtılar uyandırmayı başarır. Ancak genç kızın tüccar babası bu ilişkiyi öğrenince öfkeye kapılır ve onları sonsuza kadar ayırmaya yemin eder.Fermina seçkin bir aristokrat olan Dr. Juvenal Urbino ile evlenir. Juvenal, bölgeyi esrarengiz bir şekilde kuşatan kolera hastalığıyla baş etmek için düzen ve ilaç getiren bir doktordur. Evlendikten sonra eşini Paris’e götürür ve uzun yıllar boyunca orada yaşarlar. Sonunda Cartagena’ya geri döndüklerinde Fermina ilk aşkını çoktan unutmuş gibi görünür.Ancak Florentino ilk aşkını hiçbir zaman unutmamıştır. Artık gemi sahibi varlıklı bir erkektir ve Fermina’yı beklerken çok sayıda kadınla ilişkiye girmiştir. Yine de hala Fermina’nın aşkıyla yanıp tutuşmaktadır. Sabırlıdır ve hayatının kadınıyla yeniden bir arada olma fırsatı için ömür boyu bekler. 51 yıl geçer ve bi şekilde biraraya gelirler. 

Adamın sabırla yıllarca sevdiği kadına mektup göndermesi ve hiç göremediği halde sevmeyi hiç bırakmayışı etkiledi beni açıkçası. Kitaptaki en güzel paragraflardan birisi:

“Aradan tam 51 yıl, 9 ay, 4 gün geçmişti. Unutmamak için bir hücrenin duvarlarına her gün bir çizgi çekmek zorunda kalmamıştı; çünkü tek bir gün bile geçmemişti onu anımsatan bir şey olmasın.”
Yarım asır kim kimi bekler, kim kimi böyle güzel sever diye düşünüyorum da.. Zor… Günümüz şartlarında  mümkün değil.. Bizler sevdiğimiz adamı kadını 2 gün yazmasın bırakırız sevmeyi.. Fermina başkasıyla evleniyor.. adam sevmekten vazgeçmiyor. O sırada tabi sevgilileri de oluyor adamın ama asla Fermina’ya olan sadakatinden vazgeçmiyor. Ona mektup göndermeye onu sevmeye devam ediyor. Bir  defa “karşılığı olmadan da sevmenin mümkünlüğü” var kitapta. Zaten burda yapıyoruz hatayı.. Karşılık bekleyerek. Gerçek bir aşk varsa karşılık beklemezsin.. seversin.. öylece… Bunu hangimiz yapabiliriz bilemiyorum..

Karşılıksız bir aşk yaşamayı çoğumuz beceremeyiz fakaten azından  aşk yaşarken sabırlı, fedakar olmayı becerebilsek keşke. Sevmenin aşkın ne anlama geldiğini bilmeyen ne çok insan var bakıyorum da. (Bu başlı başına  bir yazı konusu olur, bi gün bunu da ayrıca konuşalım)

Bu yüzdendir belkide böyle romanları filmleri bu kadar sevmemiz. Yapmak isteyip de yapamadıklarımızı görmek,izlemek.. Adam tam 51 yıl hiç bıkmadan usanmadan mektup gönderiyor sevdiği kadına düşünsene, ve asla karşılığı gelmiyor o mektupların.. Valla ben 2 mesaj atıyım cevap gelmesin anında siler atarım.. Çoğumuz böyle maalesef.. Sabır yok.. mücadele yok.. Hepimiz çok gururluyuz maşallah çokk..sevdiğini kazanmak için mücadele eden, ne yaparsa yapsın alttan alan, sabırlı insanlara hayranlık duyuyorum.. Çoğu insanın “yüzsüz” diye tabir ettikleri bu insanlar benim gözümde “kahraman”. 

Severiz mücadeleyi, mücadeleci insanları…

Kitapta yer alan hoşuma giden bazı paragrafları sizle paylaşmak istedim:

“Belden yukarısı ruhun aşkı, belden aşağısı da bedenin.”
“Beni en çok üzen ölüm değil, aşk yüzünden ölmemek.”
“Rüzgar eserken yelpazenin canı cehenneme.”
“Daha önce birkaç kez başına gelen ama bilincine varmadığı bir şey öğrendi ondan; insanın tümü için de aynı acıyı çekerek, hiçbirine ihanet etmeksizin birkaç kişiye birden aşık olabileceğini. “İnsan yüreği bir genelevden bile daha geniş”
“Kimin daha ölü olduğunu soruyordu kendi kendine üzüntüyle; ölenin mi yoksa geride kalanın mı.”
“Aşkın hiçbir şeyin aracı olmayan, başlangıcı ve sonu kendi içinde bir mutluluk olarak düşünmeyi öğretmeliydi ona.”

Şu karantina günlerinde görüşemediği için  sevgilisinden ayrılan,anlaşamayıp eşini boşayanlara  kitabın en güzel cümlesiyle veda ediyorum. 
“Felaketlerde aşk daha yüce,daha soylu olur.”